Buyuk ihtimalle gecedir.Cunku yalnizlik geceleri sever. Gunduzden nefret eder. Gunesin dogusuna ise asla katlanamaz.Gecedir; Golgeniz,yurudugunuz duvar dibinde bir uzayip bir kisalir. Hele birde inceden bir yagmur yagiyorsa gecenin icine, yalnizlik keyifle kok salar icinize!
Ne bir dostun telefonu, ne bir sevgili tesellisi vardir. O kadar hissedersiniz ki onu, tanrinin kucagina buzulmus sefkat bekleyen masum bir cocuk oluverirsiniz. Ya da kalabalik bir caddede terkedilmis bir cocuk. Unutulmus, adi anilmayan, sesi duyulmayansinizdir. Zihinler sizi hatirlamayi reddeder. Askerligimi yaptigim bu yerde duymustum bu sozu, sahibi kimdir bilmem; 'unutulanlar unutanlari asla unutmazlar'.. Gercekten boylemidir bilinmez. Bilinse dahi soylenmez. Acimamak, acitmamak icin gomulur icinizdeki sessiz ve agacsiz mezarliga her bir unutan! Siz sIk sIk elinizde papatya demetleriyle ziyaret edersiniz bu mezarligi.Sessiz masum af dileyen bakislarla bakarsiniz. Tum mezarlari tek tek dolasirsiniz. Bir tek nida ya da ses cikmaz. Yalnizliginiz cogullasmis bir halde evinize -yalnizligin kalesine- donersiniz. Iceri girdiginizde kendinizi bulursunuz koltuga uzanmis size bakarken. Uzerinize kilitlersiniz kapiyi. Tek sahip oldugunuz yalnizliginizi korumak icin. Arada sirada kontrol edersiniz kapinin ustundeki anahtari! Ac degilsinizdir. Bogaziniza dugumlenmis kirintilar ve bogumlar yetmistir size. Kirmizi sarabinizi acar bulanmis zihninizi odullendirmek istersiniz. Siz ne kadar aci ceksenizde bedeniniz 'hayat hayat!!' diye feryad eder. Onu susturmak icin o kizilliga ihtiyaciniz vardir. Sigara yakarsiniz pespese dusunmeden. Ates basar bedeninizi, yakanizi bagrinizi acar soyunursunuz. Sarap damarlarinizdan akliniza aktiginda yalnizliginiz sokulur yaniniza,sirtinizi sivazlar. Basinizi onun sefkatli ve sadik omuzuna dayarsiniz. Aglarsiniz. Bilirsiniz birinin omuzuna yuzunuzu gomup aglamanin ne mukaddes bir sey oldugunu. Gozyaslariniz saciniza sakaliniza karisir, kulaklariniza dolar gogsunuze duser icinizi giciklar. Sanki bir el dokunmus gibi urperirsiniz. Hatirlarsiniz o an! Hatirlarsiniz tum guzellenmis gunleri. Gecmis, bir daha yasanmasi imkansiz anlariniz bir bir dizilir ardi sira akliniza.Yalnizliginiz kapiyi acar ve elinizden tutup sizi oturtur bir koseye. Kendinizi atilmis duyumsamak bu loslukta -dunyaya acilan kapinizda- fazla agir gelir. Sarabi artik kadehten degil siseden icmeyi yeglersiniz. Aslinda bir sise daha olsaydi dersiniz. Eskiye ait ne varsa ortaya sacar, aralarinda ayakta sendeleyerek sarap sisesi elinizde avare sallanirsiniz. Boylece aylar gecer..
Icinizde seddi dusmus bir kale gibi duser benliginizde. Hersey kirik dokuk ve haraptir. Sevgiye tutunursunuz. Askin sokaga dusurulmesine kufredersiniz. Yuceltirsiniz icinizde aska ve ruha dair ne varsa. Etrafinizdakiler yavas yavas size deli gozuyle bakip acidiklarini golgelemeyen bakislarla yuzunuze gulumser. Zira gercek dostlar arkada kalmistir. Ayak seslerinizi dinlersiniz evde. Banyo aynasinda bir baskasinin yuzunu daha gorebilmek icin kopekler gibi yalvarirsiniz tanriya. Duvarlardan bir sesin daha yankilanmasi icin dualar edersiniz. IsIklari kisar huznunuzu cogaltirsiniz. Sigaralariniz yetmez. Bir pakette ne olur ne olmaz diye almaya baslarsiniz.
Eski sevgililerinizden birinin elinin degdigini hatirladiginiz bir esyayi tuttugunuzda eliniz koturum olur,boynunuz sarkar. Kosar muzige saklanirsiniz. Korusun sizi diye ona adarsiniz kendinizi. Insanlarla konusursunuz. Onlara keyifli ve duyarli bir insan oldugunuzu hissettirmek istersiniz, ya da hoyrat ve alimli oldugunuzu. Ama asla bos olmadiginizi! Boyle anlarda yalnizliginiz durter sizi dirseginizden. Basinizi cevirip bakacak gucunuz yoktur. O oldugunu bilirsiniz. Sohbetiniz basitlesir, tutuklasirsiniz. Sozcukler zorlamaya baslar dudaklarinizi ve dilinizi. Izin ister kalkarsiniz, paltonuz elinizde agirlasir. Yururken bakislarinizi yerden zor toplarsiniz. Orhan Veli'yi animsar gulumsersiniz! Evinizde yalnizliginiz biraktiginiz yerde durmaktadir. Tum esya, tum camid sanki siz girmeden bir saniye evvel atesli bir sohbetteymis gibi susmaktadir. Oturursunuz yalnizliginizin yanina. Eviniz sizin degil onundur. Misafir gibi yaninda kalir, yer, icer, ayilinca gidersiniz. Susarsiniz daima. Asla konusmayi sevmez O. Sizi bu sebeple cezalandirir. Sadece kendi kendinize konusmaya hakkiniz vardir. Sizi kendine hapsedecek ne varsa hepsini dener. Uzun yollara cikarip, ardinizda bekleyen kim varsa siler atar defterden. Ikinizin tek ortak dostu vardir: icki! Kadehlerinizi goklere cikarir umulmaz bir neseyle tokusturursunuz. Sizi uzaktan goren bir kimse kirk yillik dost sanir sizi. Ama ezeli dusmansinizdir. Bir yandanda et ve kemik gibisinizdir. O sensiz yasayamaz, sense onsuz!
Bir yuz animsiyorsun simdi. Kar kis kiyamet. Sana kartopu atiyor ve kahkahasi tipki o an ki gibi yankilaniyor kulaklarinda. Kucuk bir cocuk olmaktan sIkildin artik. Bu kacisin sonsuz oldugunu ,asla cozulemeyecek bir bilmece gibi karsinda kaskati duracagini biliyorsun. Vucudunda derman yok. Dusuncelerini odaklamak ise hayal.. mecal; asla gelmeyecek! Kendine tutunuyorsun artik. Sevgine, aska, cocuklugunda kirilmayacak sekilde yer etmis tum o guzelliklere tutunuyorsun. Yalnizligin artik kendine baska bir arkadas aramak zorunda! Yavas yavas ayikliyorsun onu icinden.
Tekrar o eski mezarliga gidiyorsun yillar sonra. Bir hayalet gibi dolasiyorsun kendini muzaffer bir savas kahramani gibi hissederek, gogsunu sisirerek! Ay isiginda suzulurken bir mezar dikkatine cekiyor. Daha once gormedin bu mezar tasini! Basini yaklastiriyorsun, dikkatli ve merakli gozlerinden kendi adin yansiyor. Basin bulaniyor, karincalaniyor. Oldugun yere boylu boyunca dusuyorsun.
Yillar geciyor pespese..Uzun ayak surumelerinden sonra bir mezarin uzerinde uzanmis buluyorsun kendini. Bir dus budalasi gibi sasiyorsun buna. Goz kapaklarini hafifce kirpistirip etrafa bakiyorsun. Bir kalabalik yaklasmakta. Hepsinin elinde bir demet papatya. Uzandigin mezara gelip dualar ediyor ve gozyasi dokuyorlar. Bazilari mezarindan yaban otlarini temizliyor, bazilariysa gozyaslarini keten mendillere siliyor. Saskin ve dumanli bakiyorsun bu ayine. Her birinin yuzunu animsiyorsun. Seni arkada birakan her bir yuzu. Bagiriyorsun, cigliklar atiyorsun; 'ben buradayim, heyy yasiyorum' diye..'tum hayatim boyunca sizleri aradim.heyyy sizler! Sizi cok ziyaret ettim burada. Ama hicbiriniz ses vermediniz!'
Kalabalik birbirinin koluna girerek yavas yavas uzaklasiyor. Siz avaziniz ciktigi kadar bagiriyorsunuz. Fakat kimse duymuyor sizi. Saskin bakakaliyorsunuz arkalarindan. Sonunda kimse kalmadiginda cesaretinizi toplayip mezarlikta dolasmaya basliyorsunuz. Garip! Hicbir mezara rastlayamiyorsunuz bu ucsuz bucaksiz gorkemli mezarlikta. Sadece bir mezar var! O da sizinki. Basinizdaki garip bir ugultu yere yikiyor sizi. Tum yasadiginiz o yalniz zamanlar simsek hiziyla zihninizde firtinalar yaratarak tozu dumana katarak geciyor. Ve idrak ediyorsunuz ki yalniz birakilan siz degildiniz. Artik o uzaklasan kalabaliga yetismek imkansiz. Bu hasmetli mezarliktan cikis yok bundan boyle.
Zira olulerin issiz topraklarinda olumluler birer hayaletten ote degildir....
Husam sadece cigarasinin atesiyle aydinlanan karanlikta hafif ve derin soluyor. Derin bir nefes daha cekiyor cigaradan. Basini ileri uzatiyor ve salliyor hafifce. Her bir kelimede durup bekleyerek anlasilmaz seyler soyluyor ve hafifce gulumsuyor.
-Saat kac?
-Saat sabahin besi.
-Cavus birazdan gelir.Ortaligi toplayalim.
Eski bindokuzyuzaltmis model ambulansin icindeki sarap siselerini topluyoruz.Tufeklerimizi asiyoruz omzumuza.
-Migferimi uzatirmisin..Surada! hayir sagda bak asagida!.
Cigarayi son kez cekerken cigerlerine ambulansin kapisini aciyor. Ilerde caliliklarda bir hisirti,bir mirildanma yaklasiyor. Ambulansin arka kapisini kapatiyorsun. Aklina geliyor bir anda sedyenin ustunde unuttugun sayfalar. Gulumsuyorsun. Biliyorsun baska bir yere daha fazla yakisamayacagini o sayfalarin.
(1999 Kisi-Kandira/03-05 nobeti)